Skip to main content

İYTE Kütüphanesi E-Bülten Ekim 2009: Bir Kitap - Bir Film Önerisi

Bir Kitap Önerisi - Deniz Şengel Anısına

RÜYA SAKİNLERİ


Yazarı: Iris Murdoch 

Kitabın Özgün Adı: Bruno’s Dream

İngilizceden Çeviren: Handan Akdemir

Orijinal Dili: İtalyanca

Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

Yayın Yeri:
İstanbul

Yayın Yılı:
1999

ISBN No:
975-539-242-4

Irish Murdoch diğer romanlarında olduğu gibi Rüya Sakinleri’nde de aşk, rastlantı, gerçeklik, ahlak anlayışı gibi temel konuları felsefeci yazar kimliğiyle ele alıyor. 

Ölüm döşeğindeki ihtiyar Bruno; geçmişini, bu gününü pişmanlıklar içinde düşünürken, gerçekliği sorguluyor ve hayatında pek çok şeyin rüyadan ibaret olduğunu, hayata hiç dokunmadığını keşfediyor.
...................................
s.13
Ona ne olmuştu acaba ve neydi bütün yaşananlar; hem artık neredeyse her şey sona erdiğine göre bir önemi var mıydı ki? Hepsi bir rüya, diye düşündü, insan bir rüya içinde geçiriyor hayatı, hepsi fazlasıyla ZOR. Ölüm tümevarımı yalanlıyor. Neydi bütün yaşananlar diyebileceğin bir "şey" yok. Sadece rüya var, rüyanın yapısı, özü ve son yaptıklarımızla yalnızca başka birinin rüyasında var oluyoruz; gittikçe, gittikçe gözden kaybolan bir gölgenin içindeki gölge…
...................................

Romanlarında ana karakterlerin bakış açıları üzerine odaklanmayıp, karmaşık ilişkiler içindeki çok sayıda kişinin dünyasına yer veren Iris Murdoch; bu romanında da yaşlı Bruno’nun çevresindeki insanların aşk ilişkilerini anlatırken; sinematografik bir atmosfer ve felsefi diyaloglarla okuyucuyu da kendi sorgulamasını yapmaya çağırıyor.

...................................
s.85-86
“Dünya benim irademden bağımsız.”
“Onun mantığı kendi dışında olmalı. Dünyada her şey olduğu gibidir ve olduğu gibi gerçekleşir. İçinde hiçbir değer yoktur.”
“Hem olsaydı da bunun bir değeri olmazdı.”
“Eğer iyi ve kötü niyet dünyayı değiştirse sadece dünyanın sınırlarını değiştirebilir. Dünya bir bütün olarak büyüyüp küçülür.”
“Mutluların dünyası mutsuzların dünyasından tamamen başkadır.”
"Ölümde de olduğu gibi, dünya değişmez, son bulur."
"Ölüm yaşamımızdaki bir olay değildir. Ölüm görüp geçirilmez."
"Eğer ebediyetten anlaşılan, zamanın sonsuz sürekliliği değil de, zamanın olmayışı ise, bugünde yaşayan ebedi yaşar."
"Mistik olan dünyanın nasıl olduğu değil, olmasıdır."
"Konuşamayacağımız konularda."
"Susmalıyız."
...................................

Aşkı ararken başka insanları nesne olarak gören karakterler aracılığıyla, insanın iç ve dış dünyasını yansıtmaya çalışarak ahlak anlayışı eksikliğini gözler önüne seriyor. Sözgelimi bir aşk ilişkisinde; kişinin kendisinin sevdiğinden daha fazla sevilmesine izin vermesinin, birinin ikinci derece bir sevgi karşılığında sorumluluk üstlenmesine, gönülden bağlanmasına göz yummanın belki de suç olabileceği söylenirken tartışmaya açılan yarı örtülü soru-cevaplar da var: Yürümeyen ilişkilerdeki sorun "doğru kişi" sorunu mudur, yoksa "tekeşlilik" sorunu mu? İnsanların arayışlarına göre kılıktan kılığa giren bir tanrı hangi durumlarda yararlı olabilir? Aşk amaç mıdır, yoksa...

Kendisiyle yapılan bir söyleşide “Gerçek hayatta fantastik olan ile sıradan olan, sade olan ile simgesel olan genellikle çözülmez biçimde iç içe geçmiştir. Bence en iyi romanlar da hayatı, bunları birbirinden koparmaksızın araştırıp gözler önüne serenlerdir.” diyen Irish Murdoch’un bu sözleri romanlarının en iyiler arasında yer almasının nedenini açıklıyor.
...................................
s.275
Ne hissediyorlar, diye düşündü Bruno. Sinek kanatları güçlü iplikle vücuduna ezilerek yapıştığında acı duymuş mudur? Örümcek çay fincanındayken korkmuş mudur? Hayat bu uç noktalarda ne kadar gizemliydi? Ama uç noktalardan ortalara gelindiğinde gizem azalıyor muydu? Belki Tanrı olsaydı yarattıklarına aynı merakla bakıp ne hissediyorlar diye sorardı. Ama Tanrı yoktu. Hayatımın büyük bir küresinin ortasındayım, diye düşündü Bruno, ta ki kör bir el ipliği kapıncaya kadar. Yaklaşık doksan yıldır yaşıyorum ve hiçbir şey bilmiyorum. Doğanın korkunç ritüellerini seyrettim ve kendi varlığımın basit içgüdüleri içinde yaşadım, şimdi sona geldiğimde bilgelikten eser yok. Benimle bu küçük zavallı yaratıklar arasında ne fark var? Örümcek ağını örer, o kadar. Ben bilincimi örüyorum, bu konuşma tiryakisini, çok yakında sesi kesilecek bu aylak gevezeyi. Ama hepsi bir rüya. Gerçeklik çok zor. Hayatımı bir rüya içinde yaşadım, şimdiyse uyanmak için çok geç.
...................................

Hemen hemen her romanında gerçeklik konusunu işleyen Murdoch’un kitaplarının sonuna geldiğinizde hayata dair tek gerçekliğin “SEVGİ” olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.
...................................
s.281
Şeylerin o kadar önemi olamaz, diye düşündü, çünkü insan hiçbir şey değildir. Ama insan insanları sever, bu önemli.”
...................................

YAZARI HAKKINDA:

Iris Murdoch

Kitapları:

Romanlar
• Under the Net (1954)
• The Flight from the Enchanter (1956)
• The Sandcastle (1957)
• The Bell (1958)
• A Severed Head (1961)
• An Unofficial Rose (1962)
• The Unicorn (1963)
• The Italian Girl (1964)
• The Red and the Green (1965)
• The Time of the Angels (1966)
• The Nice and the Good (1968)
• Bruno's Dream (1969)
• A Fairly Honourable Defeat (1970)
• An Accidental Man (1971)
• The Black Prince (roman) (1973
• The Sacred and Profane Love Machine (1974)
• A Word Child (1975)
• Henry and Cato (1976)
• The Sea, the Sea (1978), Man Booker Ödülü.
• Nuns and Soldiers (1980)
• The Philosopher's Pupil (1983)
• The Good Apprentice (1985)
• The Book and the Brotherhood (1987)
• The Message to the Planet (1989)
• The Green Knight (1993)
• Jackson's Dilemma (1995)
• Something Special (1957)

Felsefe

• Sartre: Romantic Rationalist (1953)
• The Sovereignty of Good (1970)
• The Fire and the Sun (1977)
• Metaphysics as a Guide to Morals (1992)
• Existentialists and Mystics (1997)

Oyunlar

• A Severed Head (with J.B. Priestly, 1964)
• The Italian Girl (with James Saunders, 1969)
• The Three Arrows & The Servants and the Snow (1973)
• The Servants (1980)
• Acastos: Two Platonic Dialogues (1986)
• The Black Prince (1987)

Şiirler
 
• A Year of Birds (1978)
• Poems by Iris Murdoch (1997)

Türkçedeki Kitapları

•    Ağ,
•    Çan,
•    Melekler Zamanı,
•    Tek Boynuzlu At,
•    İtalyan Kız,
•    Kesik Bir Baş,
•    İkilem,
•    Rüya Sakinleri,
•    Kara Prens,
•    Ateş ve Güneş/Platon Sanatçıları Niçin Dışladı?

 

 

 

Yaşamı: Jean Iris Murdoch, (d.15 Temmuz 1919, Dublin; ö. 8 Şubat 1999). İrlandalı yazar ve filozof. Murdoch 26 roman, 5 oyun, 5 felsefe ve bir adet toplu şiirler kitabı üretmiştir; 20. yüzyılın en zeki ve üretken yazarları arasında sayılmaktadır.

Murdoch, 15 Temmuz 1919'da İrlandalı bir annenin ve İngiliz bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Dokuz yaşından itibaren yazmaya yöneldi. 1932'de Bristol’de genç kızların gittiği Badmington College'a başladı. Burada gecen altı yılın ardından, klasik edebiyat okumak üzere Oxford'daki Sommerville College'a kaydoldu. Üniversite yıllarında pek çok önemli şair ve entelektüelle tanıştı.

1954'te ilk romanını (Under the Net) yayınladı. 1956 yılında ölene kadar hiç ayrılmayacağı eleştirmen ve Oxford Üniversitesi İngilizce profesörü olan John Bayley ile evlendi. Çocukları olmadı. 70'li yıllardan itibaren felsefe yazıları yazmaya da yöneldi. 1996 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlayan unutkanlıklarıyla birlikte hastalığı belirginleşti. 1997'de Bayley, karısının  alzheimer hastası olduğunu açıkladı. Binlerce okuru ve hayran kitlesi olan yazar Murdoch kendi kitaplarının adını dahi hatırlayamıyordu. Kendi durumunun farkında olan ve bunu "çok kötü, sessiz ve karanlık bir yerde olmak" şeklinde tanımlayan Murdoch, 8 Şubat 1999'da Oxford'da alzheimer hastalığından dolayı öldü.

Romanları: Iris Murdoch ilk romanı Under the Net`den (türkçesi Ağ) itibaren edebiyat dünyasında dikkat çekti ve büyük bir hayran kitlesine sahip oldu. İçinde psikolojik temaların yer aldığı bir dedektif romanı olan bu ilk kitabında, aynı zamanda sonraki bütün romanlarında da görülecek olan varoluşçu felsefenin izleri belirgin olarak görülür. Romanın kahramanı Jack Donague bir tür Sartre'cı kahraman olarak ortaya çıkmıştır. A Severed Head (Kesik Bir Baş) romanında ise Carl Gustav Jung'un psikanalitik teorisinin temeli olan arketipler teorisini kullandı ve çok etkili oldu. Bu kitap daha sonra tiyatro oyunu olarak sahnelendi. "Çan", "Kara Prens", "Deniz, Deniz" gibi kitaplarıyla Murdoch her zaman büyük bir ilgiyle karşılandı, birçok kez ödüllendirildi. 1978'de kendisine Booker Ödülü verildi. 60'lı yıllardan itibaren hemen her yıl bir kitap üreten Murdoch zamanının en üretken yazarları arasında sayıldı, ancak Murdoch'un romanlarında çok yazan ve çok okunan bir yazar olmanın ötesinde onu 20. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline getiren bir nitelik de her zaman kabul edildi. Murdoch, genel olarak romanlarında popüler polisiye ve gerilim roman teknikleriyle felsefi/kuramsal sorunları ortaya koyan bir yol izledi denilebilir. Onun roman kahramanları çoğunluk varoluşçu felsefecilerin ürettiği kahramanlara benzer, varoluşuyla ve yaşamıyla uyumsuz, sanatçı ya da sanatçı ruhlu, başarısız, hem kendileriyle hem de çevrelerindeki insanlarla sorunlu kişileri anlatır. Bu kişiler karamsar, umutsuz, ikilemler içinde yol bulmakta tereddütlü, şaşkın, yanılgı içerisinde, yalnız ve tedirgin kişilerdir. Bu kişiler her zaman bir ağ'a yakalanmış, bir çemberin içine alınmış, kuşatılmış gibidirler. Bunların çoğu zaman modern bireyin bazı açmazlarını sergilediği söylenebilir. Hemen her kitabında Murdoch psikolojik gerilim öğesini ya da psikolojik diğer öğeleri kullanır. Bunun yanı sıra yaşam-sanat, cinsellik-aşk, aşk-özgürlük, din, evlilik, platonik-erotik aşk, yalnızlık, rastlantısallık, öteki insanlarla ilişkiler gibi meseleler sürekli olarak olayların akışı içerisinde değerlendirilir. Edebiyat Murdoch'a göre etik meselelerin ve insansal ilişkilerin karmaşasını değerlendirmek bakımından daha elverişli bir alandır. Murdoch'un romanlarında bu temalara bağlı olarak umutsuzluk ve ironi derinden işleyen temalar olarak sürekli kendisini hissettirir. Zaman zaman kara mizah örnekleri ortaya çıkar. Romanın kurgusal yapısı üzerinde ya da dil üzerinde oyunlara girişmez Murdoch, ancak kurgusal şaşırtmacalarla ve belirsizliği çok iyi kullanmasıyla sürekli okurun dikkatini uyanık tutar, olayların gelişimini merak ettirir, her seferinde okuru kendi kurguladığı sonuçların çok ötesinde sonuçlara götürür.

Felsefi çalışmaları: Murdoch teorik ve felsefi metinlerde kaleme almıştır; meslekten bir felsefeci olarak bu alandaki çalışmalarında da önemli bir yazar olduğunu gösterir. İlk teorik yapıtı sayılan Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi onun Sartre üzerine eleştirel bir değerlendirmesini sunar. Varoluşçuluk Murdoch için önemli olmuş bir felsefe yönelimidir. Edebiyatı, yaşamın ve ahlaki sorunların değerlendirilmesinde daha verimli bir alan olarak düşündüğü için kullanan Murdoch, bu alanda felsefi/etik/estetik sorunları irdeler. Bununla birlikte ayrıca felsefe metinleri kaleme almış ve bunlarla bazı konulara açıklık getirmeye çalışmıştır. Varoluşçu felsefenin yanı sıra dil, gerçeklik, yanılsama vb. konularda ilgi alanı içinde yer alır ve onun edebi metinlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak işlenir.

Ateş ve Güneş adlı çalışması, Platon'un sanat üzerine düşüncelerinin değerlendirilmesi olduğu gibi, Murdoch'un kendi sanat anlayışını da sunduğu bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Platon'un, Murdoch'a göre, sanatçıları sevmemesinin nedeni, sanatçıların akıllarını tehlikeli bir şekilde kullanmaları ve yaratıcılıklarını akıldışı şekilde ortaya koymalarıydı. Biz zaten gölgeler dünyasında yaşıyorduk ve bu gölgelerin yeniden gölgelere dönüştürülmesi, Tanrı'ya meydan okumak olacaktır. Şairler, yazarlar, ressamlar vs.nin varlığı, Tanrı'nın varlığına tehdit oluşturur. Bu nedenle Platon sanatçıları felsefe ülkesinden dışlamıştır. Murdoch etik sorunsalın yanı sıra estetik sorunsala ilişkinde değerlendirmelerini geliştirir; Platon değerlendirmesinde sanat ile gerçek arasındaki ilişki bağlamında değerlendirmeler üretir. Kant, Kierkegaard, Wittgenstein gibi filozoflardan hareketle sanatın yerini belirlemeye çalışır ve Platoncu teze karşı çıkar.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Iris_Murdoch” adresinden alındı.

Bir Film Önerisi - Deniz Şengel Anısına

BOŞ EV

Yönetmen : Ki-duk Kim

Senaryo:
Ki-duk Kim

Oyuncular:
Jin-mo Ju, Jeong-ho Choi, Joo-suk Lee, Mi-suk Lee, Sung-hyuk Moon
 
Orijinal Adı:
Bin Jip

Yapımcı Firma: Ki-duk Kim

Yapım Ülkesi:
G. Kore / Japonya

Orijinal Dili:
Korece

Filmin Türü:
Drama, Romantik

Yapım Yılı:
2004

Filmin Süresi:
95 dak.

Sinemanın görsel gücünü kullanmayı büyük bir ustalıkla başaran Güney Kore sinemasının önemli yönetmeni Kim Ki-duk "Boş Ev"de, biri kadın biri erkek iki kahramanının düşsel yolculuğunu anlatıyor.

Filmin Konusu: Kendine ait bir hayatı olmayan, diğer insanların yaşamına, kendi yöntemleriyle ortak olan bir adam... Yardıma ihtiyacı olan genç bir kadın...

Eğitimli fakat evsiz bir genç olan Tae-suk (Huyun-kyoon Lee) sahipleri şehir dışında olan evlerde kısa süreli misafir olarak hayatını sürdürmektedir.  Başkasına ait evlere, yaşamlara girip çıkan bu tuhaf yabancı, tanımadığı insanların yataklarında yatıp, onların dolaplarından karnını doyurur, bunun karşılığında evlerindeki bozuk aletleri tamir edip, çamaşırlarını yıkayarak bir nevi borcunu öder. Hırsızdan ziyade bir hayalet gibi yaşadığı evleri sahipleri dönmeden terk eden gizemli genç günün birinde eşi tarafından şiddete maruz kalan eski model Sun-hwa hwa'nın evine girer ve neden sonra Sun-hwa'nın da evde olduğunu, günlerdir onu izlediğini fark eder. Genç adam ve kadın birbirlerinin farkına vardıklarında, kelimelerin gereksiz olduğu bir yolculuğa çıkarlar.

Filmlerinde Güney Kore'yi ve dünyayı "acı verici gerçekle umut kaynağı düşlerin kaynaştığı nokta" olarak yorumladığını söyleyen Kim Ki-duk; Boş Ev’de de aşkı, özel mülkiyeti, toplum dışına itilmeyi, bedensel ve ruhsal şiddeti, insan bedeni üzerinde bir başkasının hak iddia edip edemeyeceği konularını işleyerek; izleyicisini varlık ile yokluk arasında salınıp giden iki kahramanının düşsel yolculuğa çıkarıyor. Filmin büyük kısmında diyalog olmayışı da bu atmosferi destekliyor. Yönetmen Kim Ki-duk "Boş Ev"le ilgili açıklamalarında filmin farklı algılamalara yol açabileceğini ifade ederek; filmin bir karakterin fantezisi olarak izlenebileceği yorumunda bulunmuştur.

İki insanın birbirini anlaması için kelimelerin gereksiz olduğunu filmin büyük bir kısmında diyaloglara başvurmadan anlatmayı başaran Kim Ki Duk; fiziksel algılarımızı da şaşkına uğratıyor.


Ödüller: 2005 yılı içinde gösterime giren “En İyi Film” seçildi. 2004 Venedik Film Festivali'nde FIPRESCI, Küçük Altın Aslan, SIGNIS ve Yönetmen Özel Ödülü; Valladolid Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülü; Talinn Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülü; Estonya Eleştirmenler Ödülü ve İzleyici Ödülü.



Filmin Fragmanı